Müslüman’ın yaptığı davranışın, biri Dünya’da, biri Ahiret’te olmak üzere iki tesiri vardır. Dünyadaki tesiri; kişisel veya toplumsal gelişme, ilerleme, bir sorunu çözme, ıslah etme veya ıslah olma gibi sonuç almaya yöneliktir. Uhrevi boyutu ise sevap yani mükâfattır. İşte Müslüman’ı dünyadan ayıran sebep, yapılan davranışın veya amelin sadece sevap kazanma endişesi, hemen cennete girme özlemidir, diye düşünüyorum. Mesela, Kuran okuruz, niçin? Sevabımız çok olsun. Sevabımız çok olsun ama kurandan öğreneceğimiz ilim, okuduğumuz ayetlerin ne demek istediği, ayetlerin bizden istedikleri ne olacak. Sevap işlemeye vaktimiz olmaz diye muhtar, belediye başkanı, milletvekili olmadık. Dünya işleri diye sanata estetiğe önem vermedik. Üretilenleri tükettik üretmedik. Öyle ya, o zaman nasıl ibadet edeceğiz ve sevap kazanacağız? Bu işler Müslüman’a yakışmaz, bu işleri inancı zayıf, harama yatkın eller yapsın. Biz namaz kılacağız, kuran okuyacağız. Hem vebali de çok. Sorumluluğu da büyük, siyaseti ticareti kim yaparsa yapsın, anlayışı bizleri buralara kadar getirdi. Bir gün baktık ki terk ettiğimiz dünya işleri dinin kendisiymiş.
|