Din ve Dünya İşlerinin Ayrılması

Müslüman’ın yaptığı davranışın, biri Dünya’da, biri Ahiret’te olmak üzere iki tesiri vardır. Dünyadaki tesiri; kişisel veya toplumsal gelişme, ilerleme, bir sorunu çözme, ıslah etme veya ıslah olma gibi sonuç almaya yöneliktir. Uhrevi boyutu ise sevap yani mükâfattır. İşte Müslüman’ı dünyadan ayıran sebep, yapılan davranışın veya amelin sadece sevap kazanma endişesi, hemen cennete girme özlemidir, diye düşünüyorum. Mesela, Kuran okuruz, niçin? Sevabımız çok olsun. Sevabımız çok olsun ama kurandan öğreneceğimiz ilim, okuduğumuz ayetlerin ne demek istediği, ayetlerin bizden istedikleri ne olacak. Sevap işlemeye vaktimiz olmaz diye muhtar, belediye başkanı, milletvekili olmadık. Dünya işleri diye sanata estetiğe önem vermedik. Üretilenleri tükettik üretmedik. Öyle ya, o zaman nasıl ibadet edeceğiz ve sevap kazanacağız? Bu işler Müslüman’a yakışmaz, bu işleri inancı zayıf, harama yatkın eller yapsın. Biz namaz kılacağız, kuran okuyacağız. Hem vebali de çok. Sorumluluğu da büyük, siyaseti ticareti kim yaparsa yapsın, anlayışı bizleri buralara kadar getirdi. Bir gün baktık ki terk ettiğimiz dünya işleri dinin kendisiymiş.

Müslüman’ın dünyadan uzaklaşması diyorum, ancak bu düşünceye kolayca gelmedik tabi. Batı dünyası veya kökü beşeri ideolojilere dayanan sistemler topla tüfekle değil, misyonerlik ve ajanlık faaliyetleriyle beyinleri ve kalpleri işgal ederek din ve dünyamızı ayırmayı başardılar. Bu düşünceye varmak için İslam dünyası yıllarca eğitim gördü ve halen görmektedir. İhsan Süreyya Sırma’nın, “Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri” adlı kitabında misyoner Mr. John şöyle anlatır: “Bilumum İngiliz sefaret ve konsolosluklarında misyon cemiyetinin mükemmel talimatı vardır. İşte bu talimata göre çocuklar büyütülür, okutulur, öğretilir ve yetiştirilirler. Ben ve arkadaşım Herbert 10 yaşında iken misyon cemiyeti tarafından İstanbul’a gönderilmiş idik.”1

Bir İngiliz ajanı olan ve 1710 yıllarında yaşayan Hampher, hatıralarında diyor ki: “Benim görevim, Müslümanları birbirine düşürmek ve sömürüyü İslam ülkelerine sokabilme yollarını aramak için yeterli bilgileri toplamak idi. Sömürgeler bakanlığınca bu iş için görevlendirilmiş 9 kişi daha görev yapmaktaydı.”2

Kendisine sömürgeler bakanlığından ikinci bir kitap verildiğini söyleyerek (casusluk görevini daha iyi yapabilmesi için) olayı şöyle anlatır: “İkinci kitabı da alarak okumaya başladım. Birinci kitabın tamamlayıcısı olan ikinci kitap, İslam ülkeleri hakkındaki daha yeni bilgileri, bu ülkelerin zayıf ve güçlü noktalarını içermekteydi. Bu zayıf noktalardan nasıl yararlanabileceğimiz, güçlü noktaları nasıl zayıflatabileceğimiz, önlemleri ile birlikte genişçe anlatılmıştır. Bu kitaba göre, Müslümanların zayıf noktalarından bazıları şunlardı:

1- Tüm İslam ülkelerinde, umumi cehalet ve okuma yazma bilmeme.
2-Fikri donukluk ve taassup, günlük gelişmelerden haberdar olmama, Müslümanların çalışma ve faaliyet şevkinden yoksun oluşları.
3- Maddi yaşamı önemsememe, cennet ümidi ile ibadette aşırılık ki; doğal olarak daha iyi bir dünyevi yaşam için çalışmayı azaltacaktır.
4-Geri kalmış ve sağlam olmayan bir ekonomi, umumi yoksulluk ve bütün bölgede işsizlik
5- Kadınların küçümsenmesi ve haklarının zayi olması. ”
3

Maddelere baktığımızda, sanki bugünün tespitleri gibi değil mi? Evet bu sorunlar bugünün tespitlerinden bazıları. Eğer ihmallik devam ederse, din ve dünya birbirinden ayrılırsa, geleceğin de Müslümanların değişmeyen sorunları arasına girecek.

1-İhsan Süreyya Sırma, Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri, Beyan yay. Shf: 24
2-Hampher, İslam’ı Nasıl Yok Edelim, çev. Nevzat Göktaş, shf:17,Nehir yay.
3-Hampher, İslam’ı nasıl yok edelim, çev. Nevzat Göktaş, shf:66