Milliyetçilik

Kendi milletini diğer milletlerden üstün tutmak mı yoksa milletini diğer milletlere ezdirmemek mi?
Bana göre milletini ezdirmeyecek önlemler almak, teknolojide bilimde ileri olmak. Burada bahsedeciğim milliyetçilikten kastım Milliyetçi Hareket Partisi'nin milliyetçiliğidir.
Tez varsa anti-tez de vardır. Yani milletinizi üstün gösterirseniz, üstün olduğunuzu varsaydığınız milletlerde kendilerini üstün saymaya mecbur hissedeceklerdir.

İronik olanda milliyetçi kılığına girmiş insanların çoğunun aynı zamanda dindar olduklarını belirtmeleridir. Hristiyan, Yâhudi veya Müslümanlar farketmez hepsinde durum aynı. Bütün semâvi dinlerdeki ortak inanç insanların Hz. Adem'den çoğaldıkları inancıdır. Yâni aynı ırk ve atadan. Ama gelin görün ki milliyetçiler hâla dindar.

Milliyetçiliğe sarılan insanlar, ülkeye hiçbir katkısı olmayan hazır yiyici takımı. Kendi aristokrasi yaşamlarını devam ettirmek için her türlü yola başvurabilenler.

Oyak'ın Ereğli Demirçelik'in satışında takındığı tavrı, Ereğli yabancılara satılacak diye yaptıkları propagandayı hatırlayın. Ardından topluca Oyak'ın milletin gözünün içine baka baka yabancılara satılışını hatırlayın.

Bu misalleri çoğaltmak mümkün. Ama konumuz başka. Bugün "Demokratik Açılım" karşısında ülkenin satıldığından, hainlikten bahseden Milliyetçi Hareket Partisi, kurucusu Alparslan Türkeş'in çizgisinden ne kadar uzak. Türkeş'in "Dokuz Işık İlkesi" ni ne kadar uyguluyor Milliyetçi Hareket Partisi.

Ben söyleyeyim, sadece tek ışık Milliyetçilik kaldı. Diğer ışıklar pek aydınlatmıyor artık. Gerçi Alparslan Türkeş'in çizgisi de pek bu ülkeye uyan bir çizgi değil. Türk-İslam ülküsünden bahsedeceksin ama Örtü ve Ezanla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nden pek farklı düşünmeyeceksin.(1)

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi'nin karşı çıktığı "Demokratik Açılım" değil. O tek kalan ışık'ta elinden giderse Milliyetçi Hareket Partisi diye bir parti kalmayacağı için karşılar.

(1) Alparslan Türkeş, 1961 yılında Cumhuriyet gazetesinden Cevat Fehmi Başkurt’la yaptığı görüşme.