Mehmet AKİF'e Dair Hazin Hatıralar

“Herkes bir gün ölür ancak pek az insan gerçekten yaşar.”
İşte bu söze uygun olarak gerçekten yaşamış ve adını sonsuza taşıyacak eserler bırakmış birisidir Mehmet Akif. Anılarda gizlidir gerçek yaşam.
Anılardır geçmişi gerçek kılan.
Kimbilir o dolu dolu geçen yaşamın satır aralarında ne anılar gizlidir.
Okurken Mehmet Akif’i rahmetle anacağız.

Dr. İhsan Unaner, 1936 yılında, "Yarım Ay" dergisindeki bir yazısında, şahit olduğu hazin bir olayı dile getiriyor. Yazar, Akif merhumu toprağa verdikten sonra tramvaya biniyor. Ön koltukta oturan iki üniversiteli genç kızın gazete okuduklarını görüyor. Kızlardan biri başını kaldırıp:
-Aaa, baksana Akif ölmüş! diyor.
Öteki ise hayretle ve tabii ki büyük bir cehaletle:
-Sağ mıydı ki? diye soruyor.
İlk konuşan üniversiteli kız:
-Bilmem, sağmış ki ölmüş! cevabını veriyor.
Yazarımız bu manzara karşısında büyük bir dehşete kapılıyor ve:
-Düşündüm. Bu genç kızlar ki, en aşağı on bir uzun yılı öğrenmek uğrunda harcamışlardı. Kim defa ve kaç defa Akif'in şiirlerini, belki de mecbur kalarak okumuşlardı. Yine eminim ki bu genç kızlar kaç defa gözleri yaşararak İstiklal Marşı'nın derin manası ve vakur ahengi ile titremişlerdi. Fakat bu ne alakasızlık bilmem ki! Yedi ay evvel yurda hasta olarak döndüğünün farkında bile değillerdi. Bizi böyle bir ibret tablosuyla karşı karşıya getiren bu satırlar unutmayalım ki yaklaşık 74 sene önce kaleme alıyor. Üzülerek belirtelim ki aradan geçen bunca zamana rağmen aynı bilgisizlik ve ilgisizlik hükmünü sürdürüyor.

İstanbul’daki son günlerinde, bütün eski dostları ile her sınıf ve meslekten kendisini sevenler, devamlı kendisini ziyarete geldiler; hafızlar ona istediği kadar Kur'an okudular. Bitkinliğinin artması ve havaların soğuması üzerine tamamen Mısır apartmanına yerleşen Mehmet Akif, 27 Aralık 1936'da Pazar akşamı vefat etti. Ertesi gün gazeteler İstiklal Marşı şairinin vefat haberini verdiler. Beyoğlu Hastanesi’nde yıkanan cenaze, öğle namazında Beyazıd Camii'ne getirildi. Resmi çevrelerin olanca ilgisizliğine rağmen, mahşeri bir kalabalık cenazeyi kaldırdı. Cenazede göze batan gençlerden bir çoğu sorguya alınmıştır.
Mithat Cemal Kuntay cenazede gördüklerini şöyle anlatıyor:

"Cenaze Beyazıd'dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok, bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. "Bir fukara cenazesi olmalı" dedim. O anda, Emin Efendi Lokantası'nın sahibi Mahir Usta elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç, üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım. Al sancaklı siyah Kabe örtüsüne sarılan tabut üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üzerinde gidiyordu. Cenazenin arkasında devlet adına hiç kimse yoktu. Bu mahşeri kalabalık kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı. Sırf cenaze için gelmişlerdi ve bu şahidi olmayan güzel dostluktu..."

Akif'in tabutu, Edirnekapı'ya kadar omuzlarda taşındıktan sonra na'şı Kur'an ve İstiklal Marşı ile defnolundu. Mehmet Akif’in bir toprak tümsekten ibaret olan mezarı, vefatının ikinci yılında üniversite gençlerinin kendi aralarında topladıkları parayla yaptırıldı.

Prof. Dr. Abdülkadir Karahan Akif'in cenazesine katılmış ve Akif’in mezarı başında bir konuşma yapmıştır. Hatıralarını “Akif’in Ebediyete Uğurlanışı ve Sonrası” başlıklı bir yazıda anlatan Karahan, cenaze merasiminden sonra başına gelenler için şunları yazmaktadır:

“…Milli Marşımızın eli öpülecek şairinin kabri başındaki hitabemin takdir yerine adeta tekdirle karşılanmak istenmesini, bugün bile, bir muamma gibi çözemediğimi de işaret etmek isterim. Çünkü üç gün sonra beni Yüksek Öğretmen Okulu’ndan Emniyet Müdürlüğü’ne istediler. Bir şube müdürü beni sorguya çekti.
“Ne sıfatla, resmî makamların törene gerek görmediği bir şairin kabri başında konuşma yaptığımı” sormuştu.

İlahi adalet er ya da geç tecelli eder ve hiçbir güç buna mani olamaz. Lazım olansa sadece biraz zamandır. Yaşadığı çağda değeri anlaşılmamış nice büyük zatlar zamanı geldiğinde hak ettikleri makamların sahibi olmuşlardır. İşte, Mehmet Akif de öyledir.